Çok zor çeyrek finallerden sonra çok zor iki yarı final bizi bekliyor. Tahmin yapmak, olabilecekler üstüne konuşmak çok zor.
Ben böyle günlerde çok büyük heyecanlar duyardım eskiden. Bir galibiyetle herşeyin çok başka olacağına dair inançla dolardı içim. Bugün gördüğüm ise bu maçın koca bir maratonun minik bir parçası olduğu. Hele de eski Avrupa Şampiyonunun düştüğü durumları düşünürsek... Bütün karizmaları çiziliverdi. Komşuya bakmaktan ziyade kendimize de bakabiliriz aslında. Dünya Kupası ve Konfederasyon Kupalarındaki başarılardan sonra nasıl bir düşüş içine girdiğimiz. Umarım önemli mevki ve makamlarda bulunan futbol büyüklerimiz o günlerden gerekli dersleri almıştır ve aynı sıkıntıları yaşamayız. ( Sıkça sözü edilen futbol okulları büyük bir projenin bir parçası ise anlam kazanabilir. Biliyoruz ki okul açmakla bitmiyor işler)Bugünlerde "Çılgın Türkler" adıyla adeta bir marka haline gelen çocuklarımız gelecekte de bu markanın hakkını vermeye devam ederler.
Şans, mucize ve şahsen benim de dua olarak nitelediğim durumun arkasında bir gerçek var tabi: Mücadele. Elbette ki mücadele etmeyen bir takıma olmayacak dualara amin demek de yardım etmiyor. Ama olanların olağanüstülüğünü rakamlar açıklıyor. O yüzden şans ve mucize gibi kavramları reddetmenin mantıksız olduğunu düşünüyorum. Meriç'in yazdığı taslağı okudum az önce. O yazı, Türkiye'nin turnuvalar tarihini kısaca özetlemiş. Ben tekrar etmeyeceğim ama oradan okumamız gereken birşey artık Türkiye'nin de bir turnuva takımı olduğu. Havasını bulduğu takdirde yenilmesi zor bir ekip olduğu. Bugün de o havasını bulmuş ekip sahada olacak. Bunu söylüyorum, çünkü bizim maçlarımızda psikolojik faktörler çok büyük önem kazanıyor. O yüzden Gökhan Zan ve Hakan Balta'nın tandemi oluşturmasına bile kafayı takmıyorum. Almanların bu açığı değerlendirme gibi bir fikirleri olmazsa sıkıntı yaşayacağımızı zannetmiyorum. Duran toplarda Gökhan Zan'a vuramayacak bir adam verirsek oradan da sorun yaşamayız bence. Hele Portekiz karşısındaki hızlı hücumları bize karşı yapmaları çok mümkün değil. Avusturya gibi oynarsak maçın sonunu rahat rahat getiririz diye düşünüyorum. Zaten onlara benzeyen bir ekibiz. Ortasahada kalabalık, pres yapan, kısa pas karakteri baskın olan.
Bu elim ve vahim şartlar altında karşımızdaki ekibin Almanya olması da inanılmaz bir şans diye düşünüyorum. Son yıllarda çok rahat kazanıyoruz onlara karşı ve Türklerin göğsünü kabartma isteğiyle ilgili cümleler daha çok sarf edilir oluyor Almanya maçları öncesinde. Herşeyin üstümüze üstümüze gelmesi de basınla suların durulur gibi olduğu bu noktada ayrı bir avantaj. Biz rakibe karşı motive olamıyoruz ne yazık ki. Bizim tarzımız bu...
Kazanmak zorunda olsaydık kazanırdık derdim. Ama öyle bir mecburiyetimiz yok. Özellikle gollerden önceki tutuk oyunlarımızı düşünerek ben
Almanya 0 Türkiye 0
diyorum. Almanlar veya biz "Çılgın Türkler" baskın bir stratejiyle ( ör: Leeds - Galatasaray yarı final maçı) maça başlamazsa dengenin bozulacağını pek düşünmüyorum. Ama öyle yada böyle zaman aktıkça ibrenin bize döneceğini düşünüyorum, çünkü psikolojik ve birçoğuna göre Amerikalı kondisyonerlerimiz sayesinde fiziksel avantajımız var. (2004 Dünya Kupasında aynı metodu Almanlar denemiş ve 2. olmuştu.) Bir 10 dakikalık maç başı baskısı başarılı olabilir ama Terim bu riski alır mı bilmem.
Neyse hadi bakalım "Çılgın Türkler" bugün yeni bir Türk filmi daha izleyelim. Diğerleri kadar gerilim olmasın, romantik komedi'ye de razıyız bugün. Umarım Almanları düşürdüğümüz hallere gülebiliriz ekran başından. Hadi bakalım, maç sonu yine burada destanı yazıyor oluruz inşallah...
Herkese iyi seyirler...
25 Haziran 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder