12 Haziran 2008 Perşembe

B Grubu - 2. Maçlar

Hırvatistan - Almanya: 2-1
Avusturya - Polonya: 2-1

Dünkü maç artık bazı şeyleri ortaya koymuştur bence takımımız adına...

Bir kere bu takımın, en azından şu kadrosu mevcutken, 4-2-3-1 veya 4-1-4-1 fantazilerine girmesine zerre lüzum yoktur, hele eldeki tek forvet tercihi Nihat'ken. Klasik 4-4-2 dizilişinden tek farkı ortadaki iki MC'den birinin diğerinin kademesine oynaması olan ikinci yarıdaki sistemimiz, şu anda en iyi sonucu almamızı sağlayacak sistem görüntüsünde. İkinci yarı oyuna giren Mehmetler'den Topal olanı, ilk yarıdaki yumuşak noktamız (Tümer sağolsun) göbeğe ilaç gibi geldi. Belki performansı 10 üzerinden 6'lıktı ama en azından pozisyon almayı biliyor olması ve Mehmetler'den Aurélio do Brito Pazieres olanının hücum bölgesine daha yakın oynamasını sağlaması takımımıza önemli artılar getirdi.

Bugün çoğu gazetede ve dün akşam televizyonda gördüğüm pek çok yorum beni şaşırttı Hakan Balta hakkında. İki maçtır kesinlikle savunmamızın en iyisi olan Hakan'ın belki de defansif pozisyon alma konusunda takımımızdaki en iyi oyuncu olduğunu düşünüyorum. Tamam, müdahaleleri çok doğru olmayabilir belki veya tekniği yetersiz olabilir ama sol bekte kesinlikle gördüğüm en sağlam savunma performanslarından biri uzun zamandır. Yıllarca Ümit Özat ve İbrahim Üzülmez gibi iki isme kalmış sol bek mevkii için Hakan'ı eleştirmek -hele şu performansıyla- bana makul gelmiyor. Oyun tarzını birine benzetmek gerekirse illa ki, EURO 2004'teki Takis Fyssas diyelim...

Ciddi bir fenomen olma yolunda ilerleyen Semih Şentürk, yine girdi yine attı.. Vururken Semih, gol olurken Şentürk diyen fantastik bir spiker yoktu ama yine de dakika/verimlilik açısından şu anda piyasadaki en sağlam forvetlerden biri olduğu aşikâr...

Grubumuzdaki dört takımın da çok enteresan bir özelliği dikkatimi çekti maçtan sonra oturup düşününce... Milli takımımızda sol açık/kanat pozisyonunda oynayan ve oynayabilen Arda, Tuncay ve hatta Gökdeniz; Portekiz'de sol açık oynayabilen Quaresma, Simão, Ronaldo ve gerekirse Naní; İsviçre'de sol açık/kanat oynayan daha doğrusu ne oynadığını iki maçtır anlayamadığımız Barnetta ve Çek Cumhuriyeti'nde bu pozisyonda oynayan Plasil... Hepsinin ortak bir özelliği var ve bu da "oyunun kilitlenmesi" bakımından biraz can sıkıyor. Bu oyuncuların hepsi (hadi Ronaldo ve Quaresma için fark etmez diyelim) sağ ayaklı oyuncular... Dikkatli baktığınızda, o kanattan gelen tüm ortaların İngilizler'in deyimiyle 1. orta bölgesinden yapıldığını ve iç falsoyla ortaya geldiğini görürsünüz. Bizim attığımız ilk goldeki orta gibi mesela... İstatistikler de diyor ki iç falso ve 1. bölgeden yapılan ortaların yüzde 93'üne savunma ilk teması yapar, yani dün attığımız ilk gol % 7'den gelmiş bir gol. Ha, istatistikler çok mu önemli, değil, ama dünya 4-3-3 varyasyonlarına kayarken taktiksel anlamda sol açıkların solak olmaması ilgi çekici.

Bu arada, Türkiye'nin harcadığı evsahipleri listesine İsviçre de eklenmiş oldu. EURO 2000'de Belçika, 2002 Dünya Kupası'nda da hem Kore Cumhuriyeti hem Japonya aynı akibete uğramıştı...

Hiç yorum yok: